BÜYÜMEK, GÜÇLENMEK VE İSTİHDAM
YAKLAŞIK %2 MEMUR ALIMI ALDATMACA MI?
Büyümek TDK sözlüğüne göre; artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek, yetişmek, güçlenmek ve sayıca artmak anlamlarına geliyor. Güçlenmek; etkisi, önemi büyük olan, nitelikleri ile etki yaratan demek. İstihdam ise; bir işte, görevde kullanma, bir işe getirme anlamlarına geliyor.
Bu teorik bilgilerden sonra istihdamı kişi başına düşen gelirle ilgili olarak iktisadî çerçevede ele alırsak büyümek ve güçlenmek sözcüklerinin anlamlı hale gelebilmesi için gelirin istihdama yansıması gerekir. İstihdama yansımayan gelir ise birilerinin karınlarını büyütmekten başkaca bir işe yaramaz. Basitçe bir örnekle açıklamak gerekirse kişi başına düşen 2500 dolarlık bir gelirle bütün masraflarını ( elektrik, su, telefon, mutfak, kira vs.) ucu ucuna karşılayan bir çalışan bu gelir 10.000 dolar olduğunda aynı giderlerden 4 (dört) tane karşılayacaktı, eğer ki gelir istihdama yansımış olsaydı. Eğer böyle olmuyorsa bırak 4 evin masrafını, tek evin masraflarını da karşılamak için daha fazla çalışıp mesain de artıyorsa ortada ciddi bir haksızlık var demektir.
İktisatta kaynaklar sabittir ve mevcut potansiyel eksilmez. Tıpkı enerji gibi sadece dönüşür ya da el değiştirir. Mesela ikimizde de 5X’er potansiyel olsun. Çeşitli ilişkilerle (savaş, ticaret vs.) zamanla sende 7X potansiyel olmuşsa bende de 3X olmak zorundadır. Bu durum daha önceki örnekle de ilintilendirilirse yine kaybolan demek yanlış olur. Sadece başka yerler akan, akıtılan bir potansiyel var demektir. Hal böyleyken büyümek ya da güçlenmek kavramı daha bir göreceli hal alır. Büyüyen ya da güçlenenler kim?
Gelelim memur alım oranlarına. Bu ülkede yaklaşık 5 milyon memur var. 100 bin memur alımı ise sadece % 2 eder. Ben soruyorum kulağı duvar olmayanlara bu ülkede hiç mi emekli olmuyor insanlar, hiç mi kadro boşalmıyor? Esef içerisinde düşünüyorum…
Yıllarca ölçüt gözetmeden istihdam yaratma amaçlı kullanılan kadroların hıncının neden senden çıkarıldığı… İş tanımındaki diğer görevleri yapar tanımsızlığının nede hala düzeltilmediği… Sorular çalanları mağdur etmemek için herkesi mağdur eden zihniyetin niçin sorgulanmadığı… Bütün amacı halka hizmet olması gereken siyasi partilere bir oy verirken bir dine tapar gibi bağlanan zihniyet… Yaklaşık 60 yıldır yönetime gelen partilerin seçimlerde hep aynı argümanları kullanarak ( seçim barajı, daha özgürlükçü anayasa vs.) yeniden seçilmesi… Kendisi gibi düşünmeyenleri kendine benzetemezse ötekileştiren zihniyet… Ne anlama geldiğini dahi bilmeden ve araştırmadan şucu bucu olan zihniyet… Dünyanın paha anlamında enlerinin kullanıp da bir kez olsun ne oluyor be kardeşim demeyen zihniyet… Temelsiz bilgilerini evrensel tek hakikatmiş gibi başkalarına dikte eden vicdan… Faiz yemek haramdır diyerek kar payı yiyen vicdan ve zihniyet… Kapitalist Müslüman olabilip de komünistliği dinsizlik sayan zihniyet… Sırf rantları uğruna sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan kişiliksiz kişiler yetiştiren vicdan… Danıştay’da 2007’de verile sözleşmeli öğretmenle ilgili kararı 3-6 ay içinde karara bağlaması gerekirken 4 yıl sonra karara bağlayan Anayasa Mahkemesine ne oluyor be kardeşim demeyen zihniyet…
Düşünüyorum, yazıklanarak...